5 Mart 2014 Çarşamba

AMOLED mi yoksa IPS mi?

Bir önceki yazımda sizlere IPS ekranlardan bahsetmiştim. Şimdi yine size bir ekran teknolojisinden yani AMOLED’den bahsetmek istiyorum. Ayrıca yazımızın sonuna doğru da IPS ve AMOLED teknolojileri arasındaki farklara elimden geldiğince değinmek istiyorum.
Sizlere OLED teknolojisinden daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Tekrarlayacak olursak: OLED yani Organik LED (Işık yayan diyot) "Organic Light Emitting Diode" teknolojisi üzerine kurulmuş durumdalar. OLED yapısı kısaca bir LED’in etrafındaki organik katmanı sayesinde elektrik akımına karşı ışığı yayması olarak açıklanabilir.
AMOLED teknolojisi OLED üzerine kurulmuştur. AMOLED “Active-Matrix Organic Light-Emitting Diode” aktif matrisli Organik LED (Işık yayan diyot) anlamına gelmektedir.
AMOLED ekranların piyasada birçok türü bulunan ekranlar i
Ancak, zaman içerisinde gelişmesi sebebiyle AMOLED ekran teknolojisi başına ve sonuna bazı ekler alarak türetilmiştir. Kısaca bazı AMOLED ekran çeşitleri şunlardır:
- Super AMOLED - Super AMOLED Advanced - Super AMOLED Plus - HD Super AMOLED - HD Super AMOLED Plus - Full HD Super AMOLED Plus
Bunlar her ne kadar AMOLED teknolojisi üzerine inşa edilmiş olsalar da aralarında bazı farklılıklar mevcuttur.
AMOLED ekranlar yukarıda da belirttiğim gibi, organik LED’lerden yapılmaktadır. Bu konudaki en büyük kayıpları, organik LED’lerin zaman içerisinde bazı renkleri kaybetmeleri ve daha soluk göstermeleridir. Ancak maliyeti düşük ve üretimi kolay olduğu için başta Samsung olmak üzere birçok cep telefonu üreticisi bunları tercih etmektedir.
Peki, AMOLED’ler nasıl çalışırlar. OLED kendi kendine ışık saçan, organik ve yarı iletken maddelerden oluşan çok ince bir yapıtaşıdır.
AMOLED'lerde her piksel aktif bir matris tarafından yönetilir. Bunun anlamı ise şudur: Her piksel kendine has bir elektrik bağlantısına sahiptir ve bu sayede ışıldar. AMOLED'lerin kendisi ışık gönderebildiği için LCD-TV ve monitörlerde olduğu gibi arka aydınlatmaya gerek kalmaz. Bu da enerji tasarrufu sağlar. Arka aydınlatmaya gerek kalmamasının faydası sadece bu değildir. Ekran bu sayede birkaç milimetre kalınlığında olabilir. Siyah renk de çok daha doygun ve daha bir biçimde canlandırılır.
Güncel LCD ekranlarda sadece piksellerin önü kapatılır. AMOLED'ler neredeyse her maddeye basılabildiği için bükülebilir ekranlar yapmak veya bunları kıyafetlere bütünleştirmek de mümkündür- ki bunun örnekleri vardır.
Peki, AMOLED’mi yoksa IPS’mi tercih etmeliyiz. Şimdi sırasıyla sizlere IPS ve AMOLED ekranların iyi ve kötü taraflarını aktarmak istiyorum.
IPS ekranların iyi tarafları,
Bu ekranların tepki verme zamanı normal LCD ekranlara göre daha hızlıdır,
Renkler daha canlıdır, Görüş açıları daha iyidir ve resimler daha keskin ve güzeldir
Kötü tarafları ise, Arka plan ışığına ihtiyaçları vardır o yüzden de ekranlar kalındır, Güç tüketimleri fazladır
AMOLED ekranların iyi tarafları ise
Arka plan ışığına ihtiyaçları yoktur dolayısıyla daha ince ekranlar tasarlanabilir,
Enerji ihtiyaçları azdır ve zıtlıkları (kontrastları) çok güzeldir
Kötü tarafları ise, IPS’ten daha pahalı bir teknolojidir,
Görüntüler IPS’lerdeki kadar keskin ve parlak değildir, o yüzden gün ışığında kullanım zorlaşmaktadır ayrıca renkler gün geçtikçe solmaktadır.
Şimdi bu durumda hangisini almalıyız sorusuna cevap veremiyorum, lakin genel kanı beyaz seven IPS siyah seven ise AMOLED alsındır. Ya da iPhone sevenler zaten IPS, Samsung sevenler ise zaten AMOLED ekranları tercih ediyorlardır.  

IPS Ekranlar


Son dönemde monitör, cep telefonu ya da tablet alırken karşımıza yeni bir terim çıkıyor: IPS. Peki, nedir bu IPS, gelin bugün buna bir bakalım.
IPS (In-Plane Switching) LCD diye bilinen ekranlarda kullanılan yeni bir ekran teknolojisidir. Daha doğrusu buna ekran paneli teknolojisi diyebiliriz.
Teknolojik olarak, bilinen LCD ekranların cevap verme hızlarını, görüntü kaliteleri ve derecelerini iyileştirmek için geliştirilmiştir. LC (Liquid Cristal) yani sıvı kristal molekül katmanlarının plastik film kaplamalar arasında ayarlanması ve yerleştirilmesi ya da yer değiştirilmesi anlamına gelmektedir.
IPS 1996 yılında Hitachi tarafından TN (Twisted Nematic) panellerin dar bakış açıları ve verilen rengin yetersiz kalmasından dolayı geliştirilen bir panel teknolojisidir. IPS paneller 178 derece görüş açıları sayesinde neredeyse her açıdan monitörün dik bakıştaki görüntü kalitesini sunar. Ayrıca renk ve görüntü kalitesi olarak gerçeğe en yakın görüntüyü sağlarlar. Bu panellerin enerji tüketimlerinin düşük olması elektrik faturalarımızı düşürürken, akıllı cihazlarımızın batarya ömürlerini de uzatmaktadır.

Yıllardır profesyonel tasarımcı ve fotoğrafçıların kullandığı IPS paneller, son yıllarda en çok Apple'ın iPad tabletiyle günlük hayatımızdaki yerini aldı. Zamanla ucuzlayarak ve gelişerek her gün kullandığımız cihazların vazgeçilmezi haline geldi. Özellikle çoklu monitör kullanımında ekranların hepsine dik bakamadığımızdan ekranlar arasında görüntü kalite farklılıkları oluşmaktadır. IPS paneller ile monitörlere dik bakamasak bile monitörlerden gerçeğe yakın renkler alırız.
Ayrıca tablet ve akıllı telefonlarda sabit kullanım olmadığı için görüş açısı önemlidir. Bu cihazlarda IPS ekranların farkını bariz bir şekilde hissederiz.

Peki, IPS panel nasıl çalışır.
Kristal moleküller hareket halinde IPS panelde paralellik korunur. Bu sayede panelin içindeki ışığın dağılımı azalır. Dağılımın azalması da panele geniş bakış açışı ve daha iyi bir renk üretimi sağlar.
IPS panellere dokunulduğunda panelde renk bozulması olmaz. Bu durum kristallerin paralelliği sayesindedir.
IPS Panellerde net olmayan görüntüler oluşmaz. Diğer panellere göre görüntü daha nettir. Hareketli videolarda gecikmeler asgari düzeydedirler.
Ayrıca IPS paneller daha geniş görüş açısı ve daha gerçek renkler sunar.

Elindeki cihazın IPS olup olmadığını nasıl anlarsınız.
Panele dokunduğunda renk bozulması yaşamıyorsanız, bu panel ISP’dir.
Peki, evinizde ki monitörün IPS Ekran olup olmadığını anlamak için ne yapabiliriz. Bunun için ekrana alt-üst-sağ-sol ve çapraz açılardan bakarak ekranda görüntü ve renk kaybı olup-olmadığını kontrol edin. Eğer her açıdan bakmanıza rağmen görüntü ve renkler aynıysa o zaman ekranınız IPS Ekran'dır.

Sizlere daha önceki yazılarımda AMOLED ekranlardan kısaca bahsetmiştim. Birçok kişi IPS ve AMOLED ekranlar arasındaki farkı sormakta. Sebebi ise açık bazı firmalar IPS’i kullanıyor bazıları ise AMOLED’i. Peki farkları nedir? Bunu da bir sonraki yazımıza bırakalım.

28 Şubat 2014 Cuma

Akıllı Telefonların Pil Ömrünü Uzatma

Günümüzde akıllı telefon kullanıcıları oldukça artmış durumda. Hemen hemen akıllı telefon kullanan herkesin rahatsız olduğu en önemli konulardan birisi de telefonlarının pil ömrünün kısa olması. Bugünkü konumuzda bunu incelemek istiyorum. Bakalım telefonumuzun pil ömrünü nasıl daha uzatabiliriz gelin hep beraber buna bir bakalım.
Bunun için size 4 farklı yöntemden bahsetmek istiyorum.
1.Wi-Fi ve Bluetooth, GPS ve 3G,
2.Lokasyon servisleri,
3. Altta ve arka planda Çalışan Programlar,
4.Ekran parlaklığı ,

Şimdi gelin hep beraber bunları teker teker inceleyelim.
1.Wi-Fi, Bluetooth, GPS ve 3G’i kapatınız.  
Akıllı telefonlarda pil ömrünü en çok tüketen Wi-Fi , Bluetooth,GPS ve 3G özellikleridir. Bunlarda yapacağınız düzenlemeler pil ömrünüzü oldukça arttırmaktadır. Sürekli olarak telefonumuzun bu kablosuz özelliklerini açık tuttuğumuz zaman, telefonumuz etraftaki kablosuz ağları ve Bluetooth bağlantılarını aramaktadır. Buda tabii olarak pil ömrünü azaltmaktadır. Bunun için yapabileceğimiz en güzel şey işimizi bitirdikten sonra telefonumuzun kablosuz özelliklerini kapatmamız olacaktır.
 2.Lokasyon servislerini kapatın
Sizlere daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi akıllı telefonlardaki birçok uygulama lokasyon servislerini kullanmaktadır. Bu da kısaca o uygulamaların sürekli olarak Internet bağlantısına ihtiyacı olduğu anlamına gelmektedir. Sürekli bir bicimde bu uygulamadan birçok sorgu gitmekte ve dolayısıyla pil ömrümüz azalmaktadır. O yüzden gerekmiyorsa bu servisleri kapatmanızı öneririm.
3. Altta ve arka planda gerekmiyorsa Program Çalıştırmayın
Kullandığınız tüm uygulamaları işiniz bittikten sonra kapatınız. Bunların arka planda çalışmasına müsaade etmeyiniz eğer kullanmadığınız bir uygulama arka planda pasif durumda duruyorsa bu sizin pilinizden yemektedir. O yüzden lütfen arka planda açıkta program bırakmayınız. Bazı uygulamalar akıllı telefonunuz açıldığı andan itibaren sürekli olarak çalışmaktadır. Bunları eğer kullanmıyorsanız lütfen bunları kapatınız (Örneğin iPhone’lardaki  Siri gibi)
4.Ekran parlaklığını kısın
Ekranınız ne kadar parlak ise bu o kadar enerji ihtiyacı anlamına gelmektedir. Buda pil ömrümüzü azaltmaktadır. O yüzden mümkünse ekran parlaklığını da mümkün olduğunda orta seviyede veya düşük seviyede tutmanızı öneririm. Aslında bunu telefonumuzun kendisine bırakmanız daha akıllıca olacaktır. Telefonunuzun seçmiş olduğu ekran parlaklık ayarları pilinizin dostudur.

Bugün sizlere kısaca akıllı telefonumuzun pilinin ömrünü nasıl daha arttırabiliriz onlardan kısaca bahsettim. Yukarıda bahsetmediğim konulara ek olarak birde batarya kalibrasyon işlemi var lakin onu kendim denemediğim için sizlerle paylaşmak istemedim. Belki bir dahaki sefere.

Internet of Things (IoT) ,Nesnelerin İnterneti


Bu hafta sizleri birazcık bilim kurgu filmlerine götürüp son dönemde adından çokça söz ettiren bir kavramdan bahsetmek istiyorum: Internet of Thing (IoT) yani Nesnelerin İnterneti.
Güzel değil mi, bizim İnternetimiz bitti şimdi de nesnelerin İnterneti mi başlıyor dediğinizi duyabiliyorum. Evet, bir bakıma öyle.
Nesnelerin İnterneti dediğimiz kavram; benzersiz bir şekilde adreslenen nesnelerin kendi aralarında oluşturduğu, dünya çapında yaygın bir ağ ve bu ağdaki nesnelerin belirli bir protokol ile birbirleriyle iletişim içinde olmalarıdır.
Bir başka deyişle çeşitli haberleşme protokolleri sayesinde birbirleri ile haberleşen ve birbirine bağlanarak, bilgi paylaşarak akıllı bir ağ oluşturmuş cihazlar sistemi olarak da tanımlamak mümkündür.
Bu cihazlar arasındaki haberleşme ve bilgi alışverişinden dolayı da bu kavrama Nesnelerin İnterneti tabiri kullanılıyor. Tabii ki bu tüm cihazların İnternete bağlı olması gerektiği anlamına gelmemelidir. Örneğin RF sinyalleri kullanarak birbiriyle haberleşebilen cihazlarda bu kapsamda değerlendirilebilir.
Kısacası bunu size bir örnekle açıklamak eminim daha sağlıklı olacaktır. Şimdi biraz bilim kurgu diyelim ve aklımıza çocukluğumuzda izlediğimiz David Hasselhoff  ve akıllı araba  Kitt gelsin. Her şeyden önce kullandığımız tüm cihazların bu kadar akıllı olduğunu, ayrıca bu cihazların birbiriyle haberleşebildiğini düşünelim. Örneğin eve misafiriniz gelecek. Siz misafirlerin geleceği saati cep telefonunuza giriyorsunuz. Ayrıca kişi sayısını verip hangi yemeği pişirmeniz gerektiğini fırınınızın menüsünden ya da tarif listesinden seçiyorsunuz. Bunun için evde olmanıza gerek yok. Ardından fırınınız yemeklerin listesini çıkartıp bunların buzdolabında olup olmadığını kontrol ediyor. Buzdolabınız marketten gerekli ihtiyaçları sipariş ediyor ve malzemeler evinize geliyor. Ardından aydınlanma ve ısınma sistemi siz gelmezden belirli bir süre önce devreye giriyor. Bu arada arabanız saat kaçta evde olmanız gerektiğini hesaplıyor, bunun için trafik ve yol durumunu kontrol ediyor ve hareket saatinden beş dakika önce kendisini çalıştırıyor.
Gördüğünüz üzere tam anlamıyla bir bilim kurgu senaryosu. Lakin bu tip sistemler artık yavaş yavaş çalışmaya başlıyorlar ve teknolojimiz bu yönde ilerliyor ve yakın gelecekte bunların olması oldukça olası görünüyor.
Şimdi gelelim bu konu nereden çıktı. Nesnelerin İnterneti kavramı 1999 yılında Kevin Ashtonun Procter & Gamble’da çalışırken maliyetleri kısmak için ileri sürdüğü bir kavramdan çıkıyor. Bu kavram ilk başlarda RFID etiketleri sayesinde radyo frekansı üzerinden birbirleriyle haberleşen cihazları kapsıyordu ancak gelişen teknoloji ile kavram çok daha geniş bir ileri görüşe erişti. Bu kavram sadece evimizdeki eşyaları ya da yoldaki trafik ışıklarını değil fabrikalarda üretim yapan makinaları da kapsıyor. Kısaca eşyalar düşünüyorlar ,birbirleriyle haberleşiyorlar  ve karar veriyorlar.
Son dönemde Nesnelerin İnterneti için bir adet şirketler birliği kuruldu. Bu şirketler birliği kurucuları tarafından donanım ve yazılım sağlayıcılar arasındaki işbirliğini tesis edecek bir grup olarak tanımlanıyor. Aralarında Logitech ve Ouya gibi şirketlerin de bulunduğu ve toplam 10 şirketten oluşan şirketler birliği duyurusu CES 2014′te gerçekleştirilirken, konsorsiyumun web sitesinden yapılan açıklamada ev otomasyonu, eğlence veya üretkenlik formunda kullanıcılara doğrudan temas edecek internet uyumlu cihazlara ve ilgili yazılım servislerine odaklanılacağı belirtildi.
Şu anda Nesnelerin İnterneti kavramının vücut bulduğu pek çok cihaz olsa da, Nest firması tarafından üretilen akıllı termostat ile duman ve karbon monoksit detektörleri göze çarpıyor. Tabii ki Google Nest’i satın almış durumda. Doğal olarak bu alım diğer şirketleri de her zaman olduğu gibi hareketlendirmiş durumda.

Şimdi sizlere bu kavramın hayatımızı ne zaman etkilemeye başlayacağını kesin olarak söylemem çok zor. Lakin teknolojinin bu yöne doğru kaydığını ve önümüzdeki yıllarda bunun örneklerini göreceğimizi sizlere rahatlıkla söyleyebilirim.