26 Nisan 2013 Cuma

QR Kod ve Cep Uygulamaları


Artık akıllı telefonlar iyiden iyiye hayatımızda. İşletim sistemi ve markası ne olursa olsun hepsi gayet kullanışlılar. Tabii ki alışveriş, eğlence ve diğer sektörler durmadan yeni bir akıllı telefon uygulamasıyla karşımıza çıkıyor. Son dönemde iyice artan bir şekilde reklamı yapılan ve akıllı cep telefonunuzdan şunu okutun hemen bilgilere ulaşın ya da faturanız üzerindeki şu kodu okutun ve otomatik olarak ödemenizi yapın şeklinde yapılan reklamlara sanırım hepiniz şahit oldunuz. Peki, nedir bu okutulan kod işte bugün bunu inceleyeceğiz.

Bu tip durumlarda kullanılan koda QR Kod (Quick Response Code)   diyoruz. Aslına bakarsanız bu bir barkod tipidir. Sadece iki boyutludur. Hepimiz market ya da başka bir yerden aldığımız ürünlerin üzerinde bulunan ve dikey çizgilerlerden oluşan  barkod’ları biliriz.Bunlar genelde sayede sayıları ihtiva eder,tek boyutludur   ve biz son kullanıcılara pek bir şey ifade etmez. İki boyutlu sistemlerde durum biraz farklıdır.

QR Kod iki boyutlu olarak siyah kutucuklardan oluşan kare  şeklinde beyaz zemin üzerine işlenmiş bir barkod biçimidir.Aslında dünya üzerinde kabul görmüş olan iki çeşit iki boyutlu sistemden birisidir. QR Code Toyotanın yan kurumu olan Denso Wave tarafından Japon’yada bulunmuştur.

Diğer kullanılan iki boyutlu barkod sistemine ise  Data Matrix denilmektedir.DataMatrix’in bulunuşu QR Kod’dan birkaç yıl öncesine dayanmaktadır.Bu durumda QR Kod için ikinci nesil diyebiliriz.QR Kod ilk başlarda Japonya olmak üzere uzak doğu ülkelerinde kabul görmüş ve kullanılmıştır.Data Matrix ise Amerika ve diğer üklelerde kullanılmıştır.Hata ayıklaması QR Code göre daha iyidir (%3 farkla).Lakin QR Kod Japon alfabesi Kanjiyi desteklemektedir .Bu durum Data Matrix için sözkonusu değildir.Ayrıca QR Kod’la daha çok veri depolanabilmektedir.İşte bu yüzden de QR Kod daha revaçtadır.Bu iki kodlama tipinin detaylı  karşılaştırması uzun bir konu olduğu için buna burada değinmek istemiyorum .Lakin altta iki kod tipinin nasıl göründüğünü size sunmak istedim. Her iki tiptede aynı web adresi bulunmaktadır.

 
QR Kod
 
DataMatrix
Şimdi gelelim QR Kod ile ne yapabiliriz ve nasıl yapabiliriz ona bir bakalım.Yukarıda da belirttiğim gibi bu bir barkod sistemidir.Yani içerisine veri depolanmaktadır.En çok kullanılanlar ise web  adresi,video adresi,SMS ,kartvizit bilgileri ve ürün bilgileridir.

Peki bunu nasıl okuyabiliriz.Tabii ki bunun için bir adet barkod okuyucuya ihtiyacımız vardır.Eğer barkod okuyucunuz yoksa üzülmeyin onunda caresi var . Eğer elinizde bir akıllı telefon varsa bunun kamerasını QR Kod okuyucusu olarak kullanabilirsiniz.Bunun için yapmanız gereken QR Kod okumak ve işlemek için tasarlanmış bir uygulamayı telefonunuza yüklemektir.Bundan sonra yapmanız gereken bu uygulamayı başlatıp telefonunuzun kamerasıyla bu kodu okumaktır.Zaten bu uygulama sayesinde telefonunuzun kamerası artık kamera olmaktan çıkıp bir barkod okuyucuya dönüşmektedir.Ardından bu program size bu okutmuş olduğunuz QR Kod içerisindeki bilgiyi  gösterecektir.Eğer QR Kod içerisindeki bilgi bir web adresi ise size o adresi gösterecektir.Eğer isterseniz doğrudan bu adrese gidebilir ve gerekli veriye ulaşabilrsiniz.Eğer bu okuttuğunuz QR Kod içerisine bir kartvizit kaydedilmiş ise o kişinin bilgileri  size bu  program vasıtasıyla gösterilecek ve eğer isterseniz bunu telefonunuza kaydedebileceksiniz.Tabii ki bazı cep telefonu modellerinde Barkod okuyucular kamera haricinde de bulunmaktadır.Lakin ben henüz ülkemizde böyle bir telefona rastlamadım.

Şimdi size kısaca QR Kod nerelerde kullanılıyor ondan  detaylıca bahsetmek istiyorum.Ondan önce Japonya’da hemen hemen her yerde ,marketteki ürünlerde,sinemalarda ve afiş panolarında QR Kod’un olmazsa olmaz bir şekilde kullanıldığını hatırlatmak istiyorum.Daha doğrusu QR Kod’u olmayan hiçbirşey yok .Şimdi gelelim bize ve bunu nerelerde kullanabiliriz ona bir bakalım.
QR Kod ile web sitenizin tanıtımını yapabilir, telefonunuz ile sesli arama yapabilirsiniz, SMS ve E-posta gönderebilirsiniz. Kartvizitinizin üzerine QR Kod basabilirsiniz. Wi-fi şifre bilgilerinin otomatik olarak alınması ve ağınıza bağlanılmasını sağlayabilirsiniz. Ev araba arayanlar QR Kod sayesinde hemencecik bunların fotoğraflarına ulaşabilirler. Ayrıca doğrudan bir adres bilgisine ulaşılabilir. Böylelikle bu liste oldukça uzar.

Ayrıca size QR Kod kullanılan canlı bir örnek vermek istiyorum. ABD’deki bir lokantada garson yerine önünüze gelen menüden beğendiğiniz yemeği seçip QR Kodunu okuttuğunuzda bunu sipariş edebiliyorsunuz. Ardından kredi kartı yerine gelen hesabı yine bankanızın size sunmuş olduğu QR Kod uyumlu yazılımı aracılığıyla ödeyebiliyorsunuz. Garsonlardan hoşlanmayan insanlar için iyi bir çözüm olsa gerek. Ayrıca eve yemek siparişlerinizi yine ürünlerin QR Kodlarını okutup sipariş olarak geçip, evinize getirtebiliyorsunuz. Tabii ki adresiniz için yine sizin oluşturmuş olduğunuz adres kodunuzu okutuyorsunuz. Gördüğünüz üzere her şey QR Kodla halloluyor.

QR kod ’un kolaylığını kullanmadan anlayamazsınız. Bunu için ilk önce -eğer indirmediyseniz - akıllı telefonunuza QR kod okuyabilen bir uygulama indirmenizi tavsiye ederim. Bunu kullandığınız işletim sistemine göre uygulama mağazasından QR Kod diye arattığınızda size bu konudaki uygulamaları gösterecektir. Yazıda bazı QR kodlar göreceksiniz, bunları okutun ve ilk denemenizi yapın. Haftaya görüşmek üzere.
 

20 Nisan 2013 Cumartesi

Esnek, Bükülebilir Ekranlar ve Samsung Youm


 

Bu hafta sizlere yine yeni bir teknolojiden bahsetmek istiyorum. Bu yeni teknolojiyi dilimize Esnek ve Bükülebilir Ekranlar (Flexible Roll able displays) diye çevirebiliriz.

Aklınıza aynen bir kağıt parçasını ya da bir perdeyi getirin ve bunun bir ekran olduğunu farz edin. Bu bize yeterli. Sonra da bu aklınıza getirmiş olduğunuz kağıt ya da perdeyi dokunmatik bir ekranmış gibi kullandığınızı hayal edin. İşte bu bir esnek ve bükülebilir bir ekran.

Uzun yıllardan beri bu konuda çalışmalar yapılıyor. İlk önce bunu esnek kağıt olarak hayal ettiler ve kitap, dergi ve gazeteler için tasarlamaya çalıştılar. Tabii ki bu ilk haliyle piyasaya sürülemedi lakin bu çalışmaların ışığında başka ürünler karşımıza çıktı ve bugünkü konumuzun içinde incelediğimiz ekranlar sonunda gerçek oldu .

Gelin şimdi kısaca bunların teknolojilerine bir bakalım. Bu gün yazımda bahsettiğim ekranlar OLED yani Organik LED (Işık yayan diyot) "Organic Light Emitting Diode" teknolojisi üzerine kurulmuş durumdalar. OLED yapısı kısaca bir LED’in etrafındaki organik katmanı sayesinde elektrik akımına karşı ışığı yayması olarak açıklanabilir.

Şimdi gelelim bu teknolojiyi bugünkü yazımızda niye ele aldığımıza. Samsung bu yılın başında, 2013 yılı içerisinde bu teknolojiyi kullanan cep telefonlarını piyasaya süreceğini açıkladı. Tabii ki bu da benim gibi birçok kullanıcıda hayranlık uyandırdı. Bunun akabinde tabii ki diğer üreticilerin biraz tedirgin olmadıklarını söylenmek yanlış olur. Apple hemen bu konu üzerinde çalışmak için mühendisler aradığını duyurdu ve patent için başvuru yaptığı söylentileri ortaya çıktı. Lakin Samsung’un patent için başvurusunun zaten yapılmış olduğunu ve ilk prototip telefonu tanıttığını göz önünde bulundurursak yakında ilk esnek ekranlı Samsung telefonları piyasada görebiliriz kanısındayım.

Şimdi gelin biraz Samsung’un bu yeni teknoloji ürününden bahsedelim isterseniz. Samsung bu ürünü ilk kez Amerika’nın Las Vegas kentinde düzenlenen CES 2013 fuarında tanıttı. Bu ilk örnek esnek bükülebilir ekranlı akıllı telefona Samsung  Youm ismini vermiş. Fuarda tanıtılan ürün 5 inç boyutunda bir akıllı telefon. Lakin bu modelin üzerinde henüz bir kamera ve bir işletim sistemi yok. Her ne kadar Samsung kısa bir süre içerisinde bu prototip benzeri telefonları piyasaya süreceğini duyurmuş olsa da bunun biraz zaman alacağı söylenebilir.

Bunlar piyasaya çıktığında oldukça ince olacakları kesin. Bu ekranlar cam tabakayla birleşmiş olsalar bile kalınlıklarının 1 mm geçmeyeceği kesin. Zaten cam tabaka olmadan kalınlıkları yarım milimetre civarında. Gerçi burada şimdi kullanılan cam yerine plastik bir kaplamada kullanılabilir. Bunları göreceğiz.

Her üründe olduğu bu üründe de bazı kötü ve giderilmesi gereken noktalar mevcut. İçerisinde kullanılan organik malzeme sayesinde bu ürünlerin kötü kokma ihtimalleri oldukça yüksek. Ayrıca yine organik malzemeden dolayı ortam nemi bu ürünlerin kullanımlarını oldukça zorlaştırıyor. Samsung tarafından yapılan ürünün piyasaya çıkış tarihindeki erteleme de firmanın bu konuda ürettiği prototip ürünlerdeki denemelerde karşılaştığı terslikler olabilir kanaatindeyim.

Şimdi bu Esnek ve Bükülebilir ekranları sadece cep telefonlarında mı göreceğiz. Tabii ki hayır. Bu ekranlar sadece cep telefonlarında kullanılmak üzere düşünülmüş değiller. Yine önümüzdeki günlerde bu teknoloji ile üretilmiş televizyon ve bilgisayar ekranlarını görmemize çok az kaldı. LG firması bu konuda oldukça iddialı ve ilk prototip televizyonu üretmiş durumda. Daha da ileriye gidersek devasa boyutta bu teknoloji ürünü ekranları görmemize çok az kaldı diyebilirim. Cin’de yapılan Pekin olimpiyatlarındaki açılış seremonisinde kullanılan devasa ekran bu teknoloji ürünü olduğu için bunun ne kadar değişik bir teknoloji olduğunu anlamamız açısından çok önem arz ediyor .
Şimdilik esnek ekranlı ürünlerin ilk örneklerini görünce heyecana kapılıyoruz. Ama en azından bu yılın sonuna kadar bekleyeceğiz. Bakalım bu yılın sonunda ne tür yeni ürünlerle karşılaşacağız.

13 Nisan 2013 Cumartesi

Displair :Dokunmatik Hologram Ekran




Bu hafta sizlere oldukça yeni ve bir o kadar da ilgi çekici bir üründen bahsetmek istiyorum.

Bu yeni ürün bir, ekran. İsmi Displair. Peki, bunu farklı yapan şey nedir diye sorabilirsiniz. Onu farklı yapan çalışma biçimi.

Alışık olduğumuz ekranların aksine burada camdan bir ara yüz kullanılmıyor. Görüntü doğrudan boşluğa yani havaya yansıtılıyor. Kısacası, bu bir hologram ekran. Şaşırmayın size bunların olacağını zaten iki hafta önceki yazımda bahsetmiştim. Bu tip ekranlar benim yıllardır hayalini kurduğum tipten ekranlar ve bir ilk örneğinin piyasaya çıkışını görmek beni çok heyecanlandırdı.

Displair’i üreten bir Rus firması. Zaten firmanın ismi de Displair. Bu yatırımları için şu ana kadar çok büyük ödenekler almadan bu işi başarmışlar. Tabii ki Rusya’daki bazı araştırma fonları kullanmışlar ve ülke genelinde birçok birincilikleri mevcut. Yine de anlaşılan o ki bu iş için harcanması gereken paranın çok azıyla bu işi başarmışlar. Şimdi gelin bu ürünü yakından tanıyalım isterseniz.

Yukarıda da bahsettiğim gibi Displair’de önümüzde herhangi bir cam ekran bulunmuyor. Bunun yerine havada sanal bir dokunmatik ekran oluşturabilme özelliği var. Peki, bunu nasıl yapıyor. Bunu yapabilmek için ekran havada su taneciklerinden bir sis bulutu oluşturuyor. Bu oluşturulan sis bulutu üzerine ise görüntü yansıtılıyor. Bu tip ekran modeli denemeleri daha önceleri de karşımıza çıkmıştı. Lakin burada önemli bir fark var. Displair bu oluşturduğu sis bulutu üzerindeki ekrana yapılan dokunuşları daha doğrusu havaya yapılan dokunuşları hissedip bunları birer komut gibi algılayabiliyor. Dolayısıyla bu ekranımız bir dokunmatik ekran haline geliyor. Zaten ismide Display (Görüntü )ve air ( hava) kelimelerinin kısaltması. Bu ekranın kullanırken yapmamız gereken tek şey havaya dokunmak. Şirketin bu ürün için geliştirdiği slogan ise Havayla oynayın. Oldukça güzel değil mi?

Displair’i bir su projektörü olarak ta algılayabilirsiniz. Çünkü oluşturulan sis bulutu üzerine bir projektör yardımı ile görüntü aktarılıyor yine içine gömülü olan bir kamera yardımıyla da parmak hareketlerimizi takip ederek bunları birer komut olarak algılayıp gerekli işlemleri yapıyor.

Displair’deki görüntü kalitesi oldukça başarılı. Lakin alet ekrana sürekli bir şekilde sis verdiği için bazı durumlarda, özellikle hızla değiştirilen yazılarda bazı görüntü kaymaları yaşanabiliyor.

İçerisinde bulunan ve parmak hareketlerini yakalamak için kullanılan kamera sistemi oldukça başarılı. Displair’in kamerası hareketleri 0,2 saniyelik bir gecikmeyle yakalayabiliyor.Xbox360 ‘larda bu süre 0,1 saniyedir. Yani, oldukça başarılı. Yapmamız gereken sadece havada sanki bir şeyi itermiş gibi yapmak ya da parmağımızı kendi etrafında döndürmek.

Peki, bu ürününün kötü yanları yok mu? Tabii ki var. Her şeyden önce sürekli olarak bir sis bulutu oluşturulduğu için saatte yaklaşık olarak 2,5 kg suya ihtiyacı oluyor. Tabii ki bu ortamdaki nem oranına göre değişiklik gösterebiliyor. Aletin doğrudan güneş gören bir yerde çalıştırılmaması gerekiyor. Aynı zamanda parlak cisimlerin yanında da gereken performansı gösteremiyor.

Displair’in kullandığı elektrik diğer ekranlara nazaran düşük ve aynı zamanda ortama sürekli nem sağladığı için insan sağlığı açısından da iyi olduğu söylenebilir.

Displair sadece Windows tabanlı sistemlerde çalışabiliyor.(Windows deyince aklınıza sadece Microsoft’un ürünleri gelmesin Mac’larda Windows tabanlı çalışmaktadır ).Ayrıca özel bir yazılımı da mevcut.

 Şirket şu anda sadece 40 ila 140 inc (102cm ila 356 cm) arasında ekranlar üretebiliyor. Tabii ki ileride bunu seri üretime döküp daha farklı boyutlarda ekranlar yapmak mümkün olacaktır. Şu anda şirket sadece bu ürünü Rusya’da kiralayarak müşterilerine sunuyor. Günlük kira bedeli ise 1000 Dolar. Bu yılın sonunda ise 12000 Dolardan Displair’i satmayı planlıyorlar.

Şimdi gelelim bu sistem nerede kullanılabilir, ona bir bakalım. İzinde anlayacağınız üzere henüz bu ürünün dâhil edildiği bir akıllı telefon kullanmamız için çok erken. Çünkü şu an itibariyle ürünün kapladığı alan 2 metrekare. O yüzden bu ürün en çok reklam ve eğlence sektöründe kullanılabilir diye düşünüyorum. Ayrıca bazı firmalar bunu kabul yeri bölümlerinde de kullanabilirler. Bunu yapan firmaların oldukça popüler olacaklarını düşünüyorum.

Bugün sizlere Displair’den bahsettim. Bu ürün türünün ilk örneği olmamakla birlikte türünün en akıllı ilk ürünü olduğu kanaatindeyim. Bununla birlikte ekran dünyasında yeni kapılar açılacaktır. Zamanla sadece ellerimizi kullanarak işin içine gerçekten insanın beş hissinden biri olan dokunmayı gerçek anlamıyla katarak bilgisayar kullanmaya başlayacağız. Umarım havayla oynayacağımız günler yakındır. Kalın sağlıcakla.
 
Bu arada firmanın resmi sitesine şu adresten ulaşabilirsiniz http://www.displair.com/product/
 

8 Nisan 2013 Pazartesi

Google Glass



Geçen hafta sizlere geleceğin sistemlerinden bahsetmiş ve sırasıyla bunları inceleyeceğimizi yazmıştım.Bu durumda ilk konumuz Google Glass olacak. İsminden de anlaşılacağı üzere bu bir gözlük. Tabii ki birazcık teknolojiyle donatılmış bildiğimiz gözlüklerden oldukça farklı bir gözlük.

Google Glass, Google tarafından geliştirilmiş bir ürün. Geçtiğimiz yıllarda yılın icadı olarak seçildi. Şimdi gelelim bu Glass’ın özelliklerine ve neler yapabildiğine. Bir öncesi olmadığı için bu ürünü ancak kendisiyle karşılaştırabiliyoruz. Bu karşılaştırmayı da ancak Google tarafından bize söylenenler ışığında yapabiliyoruz.

Her şeyden önce kendine ait bir işlemcisi ve bir işletim sistemi var. Oldukça akıllı, hatta sesli komutları rahatlıkla algılayabiliyor

Gözlüğe yerleştirilen bir mini bilgisayar ve şeffaf mini ekran sayesinde Google Glass'ı kullanan kişi dünya ile olan bağlantısını koparmadan, yani bir ekrana bakma ihtiyacı olmadan internete bağlı olabiliyor çünkü bu şeffaf ekranda gerçek zamanlı veriler ve yazılar okunabilirken aynı zamanda önünüzü de görebiliyorsunuz. Bu şeffaf mini ekrana HUD (Heads-up display) deniliyor. Bunu daha da detaylandıracak olursak Head-up display gözün önüne gelen bir ekranla gerçek hayata bilgi aktarmayı amaçlayan katmanlı bir gerçeklik olarak açıklanıyor.

Bu cama yansıtma sistemini bazı yeni arabalarda da görebilirsiniz. Ön tablo bilgeleri bu araçlarda ön cama yansıtılıyor ve kullanıcı sorunsuz bir halde arabasını kullanabiliyor.

Glass’ın dış görünüşü bir gözlükten farksız. İlk haliyle bir gözlük gibi planlana ilk örnek birkaç değişiklikten sonra sadece çerçeveden ibaret hale gelmiş. Yalnızca çerçevede sağ gözün üstü kalınca bunun sebebi ise burada alıcılar(ses, görüntü) ve veri işleyicilerin bulunuyor olması.

Lakin eminim hali hazırda gözlük kullananlar için numaralı cam takılabilen modellerde üretilecektir. Kullanılan malzeme için alüminyum ve fiber karışımı diyebiliriz. Oldukça esnek gözüküyor.

Google Glass'ın içerisinde çift çekirdekli TI-OMAP 4460 işlemci bulunuyor. Bunun dışında içerisinde bir video özellikli kamera ve yan tarafında dokunmatik yüzey var. Bu dokunmatik yüzey sayesinde HUD'un kontrolünü sağlıyorsunuz. Ayrıca Google Glass Arttırılmış Gerçeklik (Augmented Reality) teknolojisini kullanıyor.

Glass akıllı telefonların yapabildiği hemen hemen her şeyi yapabiliyor. Android işletim sistemi bu gözlüğün içerisinde de var ve bir akıllı telefon gibi komutlarınızı işleyebiliyor. Bu yüzden de ellerinizi kullanmadan akıllı bir telefona sahip olmak belki de Glass ile mümkün olacak.
 Glass sesli komutlar sayesinde fotoğrafları Google Plus hesabınıza aktarılabiliyor. Glass, kullanıcısına randevularını hatırlatıyor, gelen mesajları iletiyor. Açık havaya bakıldığında günlük yağış ihtimali ikonu beliriyor. Sesli mesaj gönderilirken gözlüğün ekranında büyük bir mikrofon görülebiliyor. Glass kişinin o anda gördüğü görüntüyü arkadaşlarına fotoğraf veya video olarak iletme imkânı da sunuyor.

Gözlük Google Harita uygulamasıyla da birlikte çalışıyor. Ufak oklar ile kullanıcısına yolları tarif edebiliyor.
Sesli olarak, fotoğraf çek, mesaj gönder, videoya kaydet, adres tarif et, arama yap diyorsunuz ve  Glass’da yapıyor.

Ayrıca HD kalitesinde video kaydı yapabiliyor, GPS ile konum belirleyebiliyor, yön tarifi yapıyor, WiFi veya Bluetooth 4.0 özelliği ile akıllı telefonunuzla bağlantı kurabiliyor.

Her ne kadar ilk örnek diye bahsetsem de Google seri üretim için Foxconn firmasıyla anlaşmış durumda. Yani yakında satışa sunulacak. Bu durumda, biz bu Glass’a nasıl sahip olabiliriz diye düşünebilirsiniz. Google bu Glass’ın ilk tanıtıldığı ilk toplantıda bunu Google çalışanları dışında sayılı katılımcılara 1500 Dolar karşılığında verdi. Şimdilerde ise 8000 istekli alıcıya bunu yine bu fiyattan vermeyi planlıyor. Bunlar şimdilik ürünü test edenler olacaklar. Son kullanıcılar yani bizler içinse fiyatın 700 ila 1300 Dolar arasından olacağı ve 2013 yılı sonu 2014 yılı başında piyasaya çıkacağı söyleniyor. Bundan sonrasını hep beraber izleyeceğiz.

Glass’ı kullanan birinin neler hissettiğini ve nasıl bir deneyim olduğunu anlamak isteyenler şu adresteki videoyu izleyebilirler http://www.google.com/glass/start/how-it-feels/

Tabii ki Google Glass konusunda her şey Google’ın istediği gibi gitmiyor. Daha şimdiden bazı eğlence yerleri Goggle Glass’a hayır kampanyası başlatmış durumda. Glass kullanıcılarının her şeyi diğer kişilerin izinleri olmadan videoya kaydetmelerini insan özgürlüğüne aykırı olarak görüyorlar ve insan robotlar istemiyoruz diye kampanya yürütüyorlar. Haksız da sayılmazlar hani. Ayrıca bazı Amerikan eyaletlerinde sürücülerin Glass’la araba kullanmalarının yasaklanması için çalışmalar yapıyorlar.

Sonuç olarak bakalım bu ürün hayatımızda ne tür değişiklikler yapacak. Bunu hep beraber göreceğiz. Acaba iPhone gibi bir ürün mü olacak yoksa seri üretimi yapılmış bir ilk örnek olarak mı kalacak. Her durumda teknolojisi birçok yeni ürüne temel oluşturacaktır. Bundan emin olabilirsiniz. Haftaya yeni bir prototiple karşınızda olacağım. Görüşmek üzere.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Yakın Gelecek Teknolojileri



Önümüzdeki haftalarda sizlere geleceğin bilgisayarlarından ve bunlarla bağlantılı olarak yeni kullanışlı araçlardan bahsetmek istiyorum. Bunları şu anda kafamızda canlandırmamız biraz zor olabilir ya da hadi canım sende bu iş nasıl olacak diyebilirsiniz. Eskiden bilim kurgu filmlerinde gördüğümüz birçok şey şu anda yavaş yavaş bizim kullanımımıza hazırlanıyor. Eğer Avatar filmini izlediyseniz filmde kullanılan tüm bilgisayarlar sistemleri şu anda ilk örnek(prototip) olarak hazırlanmış ve kullanılıyor diyebilirim.

Bu ilk örnekler zaman içerisinde yavaş yavaş piyasaya sürülecekleri günü bekliyorlar. Tabii ki eski teknolojileri hemen bir anda atmak o kadar da kolay değil. Binlerce insan ve fabrika bunların yapımında çalışıyor ve bir o kadar kişi de bunları kullanıyor. Dolayısıyla hadi her şeyi silip yenileriyle değiştirelim demek pek o kadar ekonomik bir çözüm gibi görünmüyor. Âmâ zamanla her şey değişecektir emin olun. Hadi gelin bu hafta parça parça neyin nasıl değişebileceğine bir bakalım. Önümüzdeki haftalarda da sırasıyla yeni teknolojilerin bazı canlı örneklerinden bahsederiz. 

Her zamanki gibi ilk önce bilgisayarları ele alalım isterseniz. Yavaş yavaş bilgisayar kutularını unutmanızı rica ediyorum. Bilgisayar kutularını bekleyen iki son var; ya o kadar küçülecekler ki nerdeyse kibrit kutusu boyutuna gelecekler, ya da ekrana monte edilip hayatımızdan çıkıp gidecekler. iMac’larda zaten kutu yok. Diğer üreticilerde all-in-one pc (hepsi bir arada) ‘lerle bunu yapmak istiyorlar.

Gelelim ekranlara. İşte burada olacaklardan ben de emin değilim. Eğer ekran diye bir şey kullanılacaksa bu büyük olasılıkla evinizdeki aynanız ya da pencerenizin camı olabilir. Pek yakında buna benzer ürünler piyasaya sürülmeye hazırlanılıyor. Ekran deyince burada biraz durup diğer kullandığımız ürünlerin ekranlarına da bakmak istiyorum. Örneğin cep telefonlarımızın ekranları,  daha doğrusu cep telefonlarımız belki de bir cam parçasından ibaret olabilirler. Şimdilik tuhaf gelebilir ama yeni çıkacak iPhone sanırım böyle bir şey olacak.

Ekran deyince birde akla gelen hologramik ekranlar oluyor. Hani yine Starwars izlerken gördüğümüz türden kareler. İki kişi odanın içerişinde toplantı halinde diğer ikisi ise karışık bir görüntü ve boğuk bir sesle tartışıyorlar. Toplantı bitince iki kişinin görüntüsü hemen yok oluyor. Yani kişinin orada olmamasına rağmen ordaymış gibi, hologramik ekranla toplantı yapıyorlar. Bu hologramik ekranların prototipleri şu anda hazır durumda. Belki de kısa bir süre sonra sevdiklerimizle beraber oturup kahvemizi içip muhabbet edebilir bir duruma geleceğiz.

Değişen teknolojilerden biriside yukarıdakilerine ek olarak çıkacak olan yeni bazı ürünler. Bunların birçoğu yine insanları eğlendirme amaçlı olacak. Bunların başında oyun sektörü geliyor. Örneğin daha şimdiden savaş oyunları için tasarlanmış ceketler var. Bunlar eğer oyuncu oyunda yara alırsa bir şekilde yara aldığı yerin acıma hissini oyuncuya veriyor. Buna benzer daha birçok ürün hazırlanıyor. Sanal gerçeklik üzerinde o kadar çok çalışma yapılıyor ki belki yeni Fifa sürümünde en sevdiğiniz futbolcunun yanında top koşturup ona şut atabileceksiniz.

Bir diğer kullandığımız araçlarda klavye ve fare. Artık bunlara gerek kalmayabilir. Gerçi bunlar ekran bilgisayar tipine göre değişse de yavaş yavaş tarih olacaklardır. Lakin zaten dokunmatik ekranlarla klavye ekrana taşımış durumda. Belki de elimize takacağımız şık bir aksesuar ya da kafamıza takacağımız bir alet sayesinde bir bilgisayarı sinir hücrelerimiz yardımıyla ya da sesle kontrol edebileceğiz. Bilimin sonu yok.

Peki depolama için yeni sistemler yok mu? Tabii ki bunlarda mevcut. Binlerce terabayt veriyi ufacık bir karta sığdırdığınızı düşünün ve bu kart yine camdan olsun. Bunun dışında en son çalışmalar insan DNA’sı içerisine veri saklamayı araştırıyor. Bu da bize bir verinin 70 yıldan daha uzun bir süre saklanabilmesine imkân veriyor. Âmâ bunun için henüz zamanımız var.

Sizin anlayacağınız önümüzdeki yıllar her ne kadar ekonomik krizlerle uğraşsak ta yeni değişimlerin olacağı yıllar. Nano teknolojiler sayesinde birçok şeyin boyu küçülüyor ve daha kullanılışlı bir hale geliyor. Var olan sistemlerin inşa edildikleri yapılar sorgulanıyor ve bunlarla daha ileri gidilemeyeceğine karar verilip eskiden keşfedilmiş yapılar tekrardan araştırılıyor ve üretim süreçleri değerlendiriliyor. Eğer bir de kuantum mekaniği içerisinde yeni ve kullanılışlı çözümler üretilebilirsek işte o zaman bu insanoğlunun bugüne kadar attığı belki de en iyi teknolojik adım olacak.

Haftaya bu sistemlerin ışığında yeni ürünlerden ve ilk örneklerden  (prototip) bahsetmeye başlayacağım. Kaçırmayın derim.

LinkedIn nedir, ne değildir?



Sosyla medya deyince nedense aklımıza sadece Facebook ve Twitter geliyor.Lakin son dönemlerde eminim hepinizin kulağına LinkedIn diye birşey de çalındı.İşte ben de bu hafta sizlere bundan bahsetmek istiyorum. Nedir bu Linkedin  ve ne işe yarar gelin bu hafta bunu konuşalım.

Kısaca tarif etmek gerekirse LinkedIn facebook ve twitter’dan farklı olarak, çalışanlar, iş arayanlar ve işverenlerin profesyonel anlamda kullanımı amacıyla tasarlanmış bir sosyal ağ sitesidir. Yani insanlar bunu iş bulmak ve iş vermek için kullanıyor.Peki bu sistem nasıl çalışıyor .

Her şeyden önce kaydoluyorsunuz. Bunun için http://www.linkedin.com adresine gitmeniz gerekiyor. LinkedIn’de iki çeşit üyelik sistemi vardır.Paralı ve parasız olanı.Paralı olan kısım daha çok iş bulmak isteyenler için gerekiyor.Bence siz ilk önce parasız olan kısımdan başlayın gerekirse daha sonra paralı olan üyeliğe geçebilirsiniz.

Üye olduktan sonra yapmanız gereken en önemli şey kişisel bilgilerinizi doldurmak. Eğlence için burada bulunmuyorsanız size önerim bu bilgileri doldururken gayet dikkatli ve ciddi olmanız. Ardından çalışma geçmişinizle ilgili bilgileri tamamlamak. Bunları da yaptıktan sonra hazırsınız, artık arkadaş edinmeniz gerekiyor. Burada Facebook ‘ta olduğu gibi arkadaş edinebiliyorsunuz. Lakin hiç tanımadığınız birine arkadaşlık göndermeniz biraz zor (Bunu ancak paralı üye iseniz yapabilirsiniz).

Arkadaş edinmenizin en kolay yolu maillerini bildiğiniz arkadaşlarınıza LinkedIn aracılığıyla bir davetiye göndermeniz. Davetiye gönderdiğiniz kişinin LinkedIn hesabı varsa ve size olumlu bir yanıt verirse bu kişiyle siz linked yani bağlantı kurmuş oluyorsunuz. Burada can alıcı olan nokta bu kişi ile nasıl bir tanışıklığınızın olduğu. Bu sizin sınıf arkadaşınız olabilir ya da daha önceki iş yerinizden bir iş arkadaşınız olabilir. Bunu en az sizin kadar o kinişinde teyit etmesi gerekiyor. Böylelikle yavaş yavaş genişleyen bir ağınız oluyor.

Siz bu arada okuduğunuz okul bilgilerinizi, o güne kadar çalıştığınız iş yerlerini, katılmış olduğunuz projeleri ve kazanılmış ünvanlarınızı sisteme ekliyorsunuz ya da güncelliyorsunuz. Ardından isteyen arkadaşlarınız bunları teyit edebiliyor bu da sisteme güvenilirlik katıyor. Hatta ve hatta bir arkadaşınız sizin adınıza şu konuda da bilgisi var dediğinde bu da sisteme ekleniyor. Böylelikle iş hayatınızın ve kariyerinizin detaylı mı detaylı bir verisi oluşuyor.

Peki, buraya kadar her şey tamam da nasıl iş bulacağız diyebilirsiniz. O da kolay, çünkü her an bir işveren sizin özelliklerinizi inceleyip size bir teklifte bulunabilir. Olmadı birçok meslek gruplarına üye olabilirsiniz ve buralardan gelen iş ilanların cevap verebilirsiniz bu size kalmış bir şey.