26 Haziran 2013 Çarşamba

Elektrik Hattından Internet Dağıtımı


Daha önceki yazılarımda İnterneti evimizde nasıl paylaşacağımızdan kısaca bahsetmiştim. Bu hafta da sizlere var olan elektrik hattınızı kullanarak bunu nasıl yapabiliriz ondan bahsetmek istiyorum.

Elektrik hatları üzerinden Internet ya da veri dağıtılmasının birçok uygulaması mevcut. Ben bugün sizlere ev ortamında İnterneti nasıl dağıtabiliriz ondan bahsedeceğim. Bu teknolojiye PowerLine denmektedir.

Gelin ilk önce bunun için neler gerekli ona bir bakalım. Her şeyden önce bu sistem sadece sizin elektrik hattınızda çalışır. Kısacası bu sistemin çalışması istenilen yerdeki tüm elektriğin bir tek saatten alınması gerekmektedir Yani sizden komşunuza bir bağlantı için uygun değildir. Sistem 300 metreye kadar bir elektrik hattını desteklemektedir.

Bu sistem için en azından iki adet PowerLine adaptöre ihtiyacımız vardır. Bunlar alıcı ve verici olarak çalışmaktadır.
Sistemi kurmak için ilk önce bir adet adaptörü alınır. Bu adaptörlerde herhangi bir cihazın prize takılan kablo ucuna benzer bir ucu ve ayrıca bir adet Ethernet kablo girişi vardır. Bunu normal bir şekilde bir elektrik prizine takarız. Ondan sonra modem üzerinden bir adet Ethernet (LAN) kablosunu bu adaptöre takarız. Bu basit işlemden sonra, modemden gelen Internet bizim elektrik ağımızda dağıtılmaya başlamıştır. Internet istediğimiz noktaya gidip yine bir adet Powerline adaptörünü bir elektrik prizine taktığımızda bu dağıtılan İnterneti alacaktır. Buradan eğer istersek yine bir Ethernet(LAN) kablosu yardımıyla İnterneti alabiliriz. Yeni çıkan bazı sistemlerde bu ikinci adaptör aynı zamanda bir kablosuz ağ dağıtıcısı olarak çalışmaktadır. Burada istenirse kabloya gerek yoktur. Eğer bir başka odada yine Internet istersek bir diğer Powerline adaptörü ile bu işlemi gerçekleştirebilir.
Peki, bu teknolojinin bize kattıkları nelerdir.
Internet için yeni kablolara gerek yoktur, dolayısıyla duvarlarda delik açma derdimiz ortadan kalkmaktadır.
Kablosuz bağlantı kullandığımız yerlerde modemden uzaklaştıkça zayıflayan sinyal sorunumuz ortadan kalmaktadır.
Yukarıda da bahsettiğim gibi bu sistem 300 metreye kadar elektrik hattını desteklediğinden 300 metre uzakta da aynı verimi bize sunmaktadır.
Genelde ilk başlayan ev kullanıcıları için bu Powerline adaptörleri ikili setler halinde satılmaktadır. Yaklaşık maliyetleri 40 Avro civarındadır.
Eğer zahmetsiz bir bicimde var olan elektrik sisteminizi kullanarak evinizde bir ağ kurmak ya da İnternetinizi paylaşmak istiyorsanız bu yeni teknolojiyi denemenizi tavsiye ederim.

 
 

18 Haziran 2013 Salı

Sanal alem , Sosyal Medya ve İnsan


Sosyal Paylaşım siteleri artık hepimizin hayatında. Onlar olmadan yapamaz hale geldik. Günde en az birkaç defa facebook sayfasına bağlanmadan hatta akıllı telefonlarıyla hep facebook ta olmayan az kişi kaldı sanıyorum. Bazılarımızda istememekte farkında olmadan sürekli facebookda oluyoruz. Bunu nedense facebook cok istiyor. Gerçi bunu facebook ile sınırlamamak lazım. Tüm sosyal paylaşım siteleri kullanıcılarının her daim aktif olmasını ve sistemde olmasını istiyor. Peki, ama neden? Neden sürekli facebook ya da twitterda olmalıyız. Bunlar olmazsa ne olacak. Bunlar nefes almak kadar gerekli mi?

Aslında bunu anlamak için ilk önce insan davranışlarını incelememiz gerekiyor. Nedir bu sosyal ağlarda bizi çeken ve bağımlılık yapan.

İnsanoğlu sosyaldir. Yalnız kalamaz. Konuşmak, paylaşmak, dokunmak ve hissetmek ister. Meraklıdır da aynı zamanda. Etrafında nelerin olup bittiğini öğrenmek ister. Her insanın bir egosu vardır. Beğenilmek ve aynı zamanda önemli biri olduğunu hissetmek ister. İstekleri vardır. Kendine ait olan gizli duyguları ve arzuları vardır. Bütün bunların yanında aynı zamanda özgür olmak ister.

Gerçek hayatta bütün bunların hepsine birden sahip olmaya çalışmak nafiledir, bu genelde olamaz. Bunun için yaşadığımız dünyanın dışına çıkmalıyızdır. Bu durumda imdadımıza sanal âlem ve akabinde sosyal ağlar yetişmektedir.

Sanal âlem nedir. Bizim yazmak için bir klavyeye, görmek için bir ekrana, duymak için bir hoparlöre ve eğer istiyorsak göstermek için bir kameraya ihtiyacımızın olduğu bir ortamdır. Ondan sonra istediğimiz kişi olabiliriz. Burada bizi sınırlayana hiçbir şey yoktur. Alabildiğince egomuzu tatmin edebilir ve kılıktan kılığa girebiliriz. İnsana dur diyen bir şey olmadığında insanoğlunun neye dönüştüğünü hepimiz çok iyi biliriz. Burada aklıma şu güzel söz geliyor Bir kişinin ne olduğunu anlamak istiyorsan ona güç ver, gerisi kendiliğinden gelir. Burada işte sanal ortam bizlere öyle bir güç veriyor ki içimizdeki bütün istekler ortaya çıkıyor.

Sosyal paylaşım siteleri her ne kadar ilk başta zaten tanıdığımız kişilerin bir arada olduğu ortamlar idiyse de şu anda eminim hepinizin arkadaş listesinde belki de hiç tanımadığınız arkadaşlarınızın arkadaşları var. Ayrıca listemiz kabardıkça sosyalleşiyoruz(!) da. Arkadaş sayımız artıyor ve bizi tanıyanlar çoğalıyor. Bunun iyi ve kötü tarafları tabii ki. Her şeyimizi, her anımızı, tepkimizi herkesle paylaşıyoruz. Bu ne kadar doğrudur bundan emin değilim. Bazen bu birçok arkadaş sayesinde iş bulduğumuz da oluyor. Ortaya attığımız bir tweet bazen ortalığı karıştırıyor takipçiler çılgına dönüyor. Kendi fikrimizdeki insanlarla rahat rahat konuşabiliyoruz.

Sosyal ortamlardaki tartışmalarda çoğu kez nahoş durumlar da ortaya çıkmaktadır. Genelde karşımızda bir insan olmadığı için konuşmalarımız, atıflarımız bazen adap dışına çıkmaktadır. (Buna yorumlarda yapılan küfürleri örnek verebiliriz ).

Ayrıca şu anda kişiler birbirleri aracılığı ile haber kaynaklarına birebir ulaştıklarına inanmaktadır. Bu yüzden de sosyal medya araçlarının etrafta olan biteni öğrenmenin en kesin yolu olduğu inancı hâkim olmaya başlamıştır. Bunun gerçekte böyle olup olmadığı artık tartışılmaktadır.

 

Sosyal ağ siteleri biz kullanıcıların her daim o ağda olmamızı istemektedir. Tabii ki haklı sebepleri vardır. Eğer en değer verdiğiniz iletişim yöntemimiz bir sosyal ağ olursa ondan kopmamız da söz konusu değildir. Dolayısıyla bu ağın sahibi bu işten maddi bir kazanç beklediği için de para kazanmak için bizleri sürekli olarak orada tutacaktır. En iyi kazanç yöntemleri reklamlardır. Hatta bu artık öyle bir hal almıştır ki sosyal medya uzmanı diye yeni bir meslek doğmuştur.

Sonuç olarak sanal âlem ve sosyal medya insan ihtiyaçlarından doğmuştur.  İnsanoğlunun iletişim becerileri ve yöntemleri yüzyıllar boyunca değişmiş ve gelişmiştir. Bir iletişim yöntemi ta ki onu sorgulamaya başlayana kadar düzenli bir biçimde kullanılmış ve ardından daha güvenilen bir yöntem bulunmuştur. Önemli olan bizim bu araçları kullanırken nasıl davrandığımızdır.

 

11 Haziran 2013 Salı

Mobil Yazılım Konum Hizmetleri

Artık iyiden iyiye mobil uygulamalar hayatımızda yer almaya başladı. Bizler bu konuda biraz geç kalmış olsak ta artık birçok mobil uygulamayı öncelikle akıllı telefonlarımızda ardından da tabletlerimizde kullanıyoruz. Yavaş yavaş hayatımıza girmekte olan Windows 8 işletim sistemli dizüstü ve sabit bilgisayarlar sayesinde de bu uygulamaları daha sıklıkla kullanıyor olacağız.
Peki, nedir bu konum hizmetleri ne işe yarar ve nasıl çalışırlar? Konum hizmetleri sayesinde uygulamalar bizim dünyadaki yerimizi hesaplayıp bizlere daha iyi hizmet veririler. Bunu birkaç örnekle açıklamak daha uygun olacaktır. Örneğin cep telefonunuzda bir trafik uygulaması olduğunu farz edelim. Bu uygulamanın anlık trafik bilgilerini verdiğini ve bize yol konusunda yardımcı olduğunu düşünelim. Bu uygulamanın çalışabilmesi için sizin yerinizi bulması gerekmektedir. Ancak sizin yerinizi saptadıktan sonra size yardımcı olabilecektir. Bulunduğunuz bölgece eğer trafik sıkışmış durumda ise sizi başka bir yola yönlendirebilir ya da kaza olduğu için o yolun kapatıldığını ve ancak şu saatte açılacağını bildirebilir. Bunun dışında yer bildirimi yapan uygulamalar son dönemde çok revaçtadır bu yer bildirimleri için yine bu uygulamaların sizin bulunduğunuz yeri ya da başlandığınız kablosuz ağı bulması gerekmektedir. Bunlara benzer sayısız uygulama vardır.
Bu uygulamalardan herhangi birisini siz cihazınıza yüklemek istediğinizde size bu uygulamanın konum hizmetlerini kullanmak istediğini sizin bu konuda buna müsaade edip etmeyeceğinizi sormaktadır. Zaten işletim sistemi ve cihaza göre konum hizmeti kullanan uygulamaların konum hizmetlerini kullanma iznini istediğiniz an kaldırıp tekrardan izin verebilirsiniz. Bu size kalmış bir şeydir.
Şimdi biraz bu konum hizmetlerinin nasıl çalıştıklarından bahsetmek istiyorum. Bunun için genelde üç teknik kullanılmaktadır. Bunlar,  Cep telefonu Baz İstasyonları, Kablosuz Bağlantı Noktaları ve GPS. Şimdi size bunlardan fazla detaya girmeden bahsetmek istiyorum .
 Bunlardan ilki cep telefonu baz istasyonları yoluyla olandır. Baz istasyonları dairesel olarak çalışırlar. Cep telefonumuz çalışma halindeyken birden fazla baz istasyonu tarafından görülmektedir. Bu sistemdeki yazılımlar bu iki yada üç baz istasyonunun dairesel olarak cep telefonumuzun saptandığı kesişme noktalarını kullanarak o an bizim nerede olduğumuzu anlarlar ve yerimiz bulunmuş olur.
Kablosuz ağlar üzerinden çalışan sistemde baz istasyonu sistemine benzemektedir. Bağlandığınız kablosuz ağın özellikleri uygulama üreticisi firmanın veri tabanından sorgulanır ve yeriniz tespit edilir.
 
GPS sisteminde hepimizin bildiği uydu bağlantısı kullanılır ve hangi enlem ve boylamda olduğumuz saptanır. Burada tabii ki cihazınızda GPS cipinin olması gerekebilir. Örneğin benim kullandığım Nokia Lumia 710 sayesinde artık eskiden kullandığım Navigasyon cihazım gereksiz kaldı. Çünkü cep telefonum güzel bir şekilde gittiğim yerlerde bana yol tarifi yapıyor.
Şimdi gelelim bu konum hizmetleri kullanan uygulamaların bazı kötü yanlarına. Her şeyden önce yer bildirimi yapan uygulamalar sayesinde sosyal medyada sizi takip eden herkes nerede olduğunuzu biliyor. Bu yetişkinler için sorun olmayabilir, lakin çocukların bu konuda daha dikkatli olması ben tavsiye ediyorum.
Bunu dışında yerinizi bilen uygulamanın bu bilgiyi kullanıp kullanamayacağı. Bunun için tüm firmalar bu uygulamaların kişisel bilgileri kullanmadığını sadece yer tespiti yaptığını bildiriyorlar. Zaten bu konuda da histeriye kapılmak sanırım garip olurdu. Bugüne kadar kullandığımız cep telefonları yerimizi bilmiyor muydu?
Bence en önemli olan uygulamayı kullanırken göstereceğimiz hassasiyet. Bundan sonrası size kalmış.

4 Haziran 2013 Salı

Akıllı Telefon, Tablet , Ultrabook. Hangisi?



Şu anda yeni bir cihaz almak isteyenler bir ikilem daha doğrusu bir üçleme arasında kalabilirler. İlk önce acaba ultrabook mu yoksa tablet mi alsam deyip, ardından da, acaba bunların yerine akıllı telefonumu mu değiştirsem diye düşünebilirler. Gelin şimdi sırasıyla bunlara bir göz atalım ve karar vermenizde size yardımcı olalım.

Her şeyden önce bu üç ürün tipi arasında bir karşılaştırma yapmak istiyorsanız bunu ne amaç için kullanmak istediğiniz çok önemlidir. Şimdi sırasıyla bu üç grubu kısaca inceleyelim.

Akıllı Telefonların en öne çıkan özellikleri her şeyden önce hafif olmalarıdır. Ardından kameralarının çok ama çok güzel olması gelir. En ucuz telefonlarda bile 5MP kamera bulunmaktadır. Bu da resim çekip bunu arkadaşlarla anında paylaşmak için akıllı telefonları ideal kılmaktadır.  İnternete bağlanma sıkıntısı SIM kartlarından dolayı yoktur. Tabii ki bu durumda Internet paketinizin olması gerekmektedir. Bunun yanı sıra cep telefonlarının ekran boyutu şimdilerde 5 inçlere kadar çıkmış durumdadır. Ancak hala mantıklı bir şekilde telefon olarak kullanılabilmeleri için ekran boyutlarının gelecekte daha da artması pek mümkün gözükmemektedir.  Bu yüzden de daha büyük görüntü isteyenlere uymayacaktır. Akıllı telefonlarının belki de en kötü tarafı fiyatlarının hala oldukça pahalı olmasıdır. Her şeyin bir arada olduğu bir telefonun fiyatına bir ultrabook satın almak mümkündür.

Karşılaştırdığımız bu üç grup içiresinde hafiflikte ikinci sırada olanlar ise tabletlerdir. Bunlar çok fazla yer kaplamadan her çantaya sığabilirler ve gittiğiniz her yere bunları rahatlıkla götürebilirsiniz. Başta kitap ve dergi okumak için kullanılabilecek ve 10″ boyutundaki bu cihazlar sörf yapmak, epostaları kontrol etmek ve yüksek çözünürlükte video izlemek için ideal bir seçimdir. Bu gerçek yüksek çözünürlük ultrabook’larda bile sık karşılaşılan bir fonksiyon değildir. Pil ömrü ve fiyat yelpazesi olarak ise akıllı telefonlardan daha makul fiyatla satılmaktadırlar. Ancak veri depolama ve işlem güçleri ultrabook’lardan düşüktür. Yine de ufak oyunları oynamak için dokunmatik ekranları ile tabletler daha iyi bir seçenek olabilir.


Ultrabooklara yeni nesil dizüstü bilgisayarlar diyebiliriz. Ultrabook’ların işlem gücüne ve sunduğu üretkenliğe herhangi bir mobil cihazın ulaşabilmesi pek mümkün değildir. Pil ömürleri ile tabletlerle yarışmaktadırlar. Ayrıca harici bir hoparlöre ihtiyaç bırakmayan kalitedeki ses sistemleri ile büyük ekranda film keyfini iki katına çıkarmaktadırlar.  Ultaboooklar için mükemmel teknolojinin kusursuz tasarım ile birleşmesi tabirini kullanabiliriz. Lakin akıllı telefonlardaki gibi bir kamera kaliteleri yoktur, genellikle üzerlerinde 2MP kamera bulunmaktadır. Fiyatları da normal notebooklara göre halen biraz yüksektir. Lakin sonuçta bunlar birer bilgisayardır ve bu doğrultuda bir bilgisayarın size vermesi gereken her şeyi fazlasıyla vermektedirler. Ayrıca son dönemde piyasaya sürülen bazı modellerin ekranları dokunmatiktir. Hatta bazı modellerde ekranları klavyenin üzerine kaydırılıp bir tablet gibi de kullanılmaktadır. Daha da ileriye giden bazı ultrabook modellerinde ekran ayrılıp bağımsız bir tablet gibi kullanılabilmektedir.

Size kısaca bu üç grup arasındaki bazı farkları anlatmaya çalıştım. Daha önceki yazılarımızda zaten bunlara teker teker değinmiştim. Burada seçim size kalmış. Ama şunu sakın unutmayın, yukarıda da bahsettiğim gibi bunlardan herhangi birini alırken bunu ne için almak istediğinizi çok önemlidir.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Bulut Depolama Hizmetleri

Daha önceki yazılarımda sizlere Bulut Bilişim’den bahsetmiştim. Şimdi ise bu yapı üzerinden sağlanan bazı depolama hizmetlerinden bahsetmek istiyorum.
Bulut depolama kısaca dosyalarımızı Internet üzerinde bir yerde depolamak olarak algılanabilir. Sanki Internet üzerinde bir hard diskiniz ya da bir USB flaş diskinizin olduğunu farz edin. Dosyalarınızı buraya kopyalayıp yine buradan indirebilir, silebilir, üzerlerinde değişiklik yapabilir ve bunları istediğiniz kişilerle paylaşabilirsiniz. Bulunduğunuz yerin ve kullandığınız bilgisayarın, tabletin ve akıllı telefonun bir önem yoktur. Sadece bazı sistemlerin belirli işletim sistemleri için uygulamaları vardır. Lakin yine de web ara yüzü ile tüm sistemler bütün işletim sistemlerinde kullanılabilir. Burada en önemli nokta i bu depolama hizmetleri için her zaman İnternete bağlı olmamız gerekmektedir. 
Bu konuda hizmet veren firmalar her gün artmaktadır ve aralarındaki rekabet te büyümektedir. Hemen hemen her firma ücretsiz olarak isteyen herkese depolama alanı vermektedir. Tabii ki, istediğiniz hizmet için üye olmamız gerekmektedir. Bu o kadar zor bir işlem değildir. Bunu sanki bir mail adresi almak gibi düşünün.
 Şimdi sizlere bazı bulut depolama hizmetlerinden bahsetmek istiyorum.
Dropbox Bulut paylaşım uygulamaları arasında belki de popüler olanıdır. Ücretsiz olarak 2 GB depolama alanı sunmaktadır. Üçüncü parti uygulamalarla olan uyumu, arkadaşlarla dosya paylaşım özelliği ve kolay eşleme avantajıyla bu alandaki en iyi uygulamalardandır. Dropbox’un 100 GB aylık kullanım ücreti 19.99 dolardır. Dropbox’un destek verdiği platformlar arasında Windows, Linux, Mac, Android, iOS ve Blackberry yer almaktadır.
Google Drive Kullanıcılara 5 GB ücretsiz depolama alanı sunmaktadır. Google Drive’da 25 GB alana sahip olmanın bedeli aylık 2.49 dolar, 100 GB alan edinmenin bedeli ise 4.99 dolardır. Mac, Windows, Android, iPhone ve iPad uygulamalarına destek vermektedir. Google Dokümanlar ile senkronize çalışmaktadır.
Skydrive Microsoft’un bulut depolama hizmeti olan SkyDrive, piyasadaki en iyi uygulamalardan biridir. Bu benim favorim olan bir hizmettir. Dünyada neredeyse bütün internet kullanıcıları tarafından tercih edilen Office araçlarını kolayca senkronize etmektedir. 7 GB ücretsiz depolama alanı vermektedir. Aylık 4.99 dolar karşılığında 100 GB depolama alanı vermektedir. Microsoft’un Windows Phone işletim sistemine destek veren ender hizmetlerden olan SkyDrive, Mac, Windows ve iOS cihazlarından da kullanılabilmektedir.
iCloud Sadece Apple ürünleri için hizmet veren iCloud, bu ürünleri kullananlar için oldukça makul bir bulut paylaşım uygulaması konumundadır. Ücretsiz olarak 5 GB depolama alanı sunmaktadır.
Amazon Cloud Drive Rakiplerine oranla daha çok kendi ürünlerine yönelik bir servis izlenimi veren Amazon Cloud Drive, 5 GB ücretsiz depolama alanı sunan bir diğer bulut paylaşım uygulamasdır.
100 GB depolama alanına 8.33 dolar karşılığında edinebildiğiniz Amazon Cloud Drive, ne yazık ki Windows, Mac, Android dışında başka bir platforma destek vermemektedir.
UbuntuOne Basit ara yüzü ve 5 GB ücretsiz depolama alanıyla, bu hizmet özellikle Ubuntu kullanıcıları için bir hayli idealdir. Bunun yanında Ubuntu haricinde Windows, Android ve iOS yüklü sistemlerde de çalışabilmektedir.
Box Bireysel kullanıcılardan çok iş çözümlerinde de uzmanlaşmış bir servistir.5 GB ücretsiz depolama alanı sunmaktadır. Box’un 25 GB’lik ücretli depolama alanının aylık ücreti ise 9.99 dolardır. Box’a Mac, Windows, Android, Blackberry ve iOS uygulamalarından erişilebilmektedir.
Yandex.Disk Ücretsiz sunduğu 10 GB depolama alanıyla iddialı bir giriş yapan servis, Yandex.Mail’e entegre olarak çalışmaktadır. Yandex.Disk ayrıca kullanıcılarına Windows ve Mac ile birlikte Android ya da iOS üzerinden erişim fırsatı da vermektedir.
 
Şimdilik aklıma gelen bulut depolama hizmetleri bu kadar. Unutmayın ki bu hizmetler her geçen gün artmaktadır ve birçok firma bu konudaki ürünlerini piyasaya sürmektedir, dolayısıyla bu liste uzar gider. Bizim burada dikkat etmemiz gereken, yüklediğimiz dosyaların hakkını kime ait olduğu, güvenliği ve erişim imkânlarıdır. Bunun için lütfen kayıt olmadan önce güzelce okuyun.

17 Mayıs 2013 Cuma

32 bit ve 64 bit İşletim Sistemleri


Bu yazımızda sizlere son dönemde sıkça duymaya başladığımız 64-bit(x64) ile 32-bitlik (x86) sistemlerden bahsedeceğim. İlk önce bu sistemlerin ne olduğundan ardından da ikisi arasındaki farklardan bahsedeceğim.

Bilgisayar dünyasında olduğumuz için işin her zaman iki yüzü vardır: Birisi donanım, diğeri ise yazılım. İsterseniz gelin ilk önce 32-bit(x86) ve 64-bit’lik (x64)sistemlerin donanım tarafına bakalım.

32-bit ya da 64-bit ile kastedilen işlemcilerin hesap yaparken kullandıkları yöntemdir. Her işlemcinin içerisinde ALU denilen (Arithmetic and Logic Unit)  Aritmetiksel Hesaplama Ünitesi bulunmaktadır. ALU işlemciye gelen matematiksel işlemlerin yapıldığı yerdir. ALU bu işlemleri yaparken Register dediğimiz hafıza birimlerini kullanır. Bunlar işlemcinin içerisine gömülü olduklarından diğer bildiğimiz RAM belleklerden oldukça hızlıdırlar. İşlemci, işlemleri yaparken geçici olarak hesapladığı verileri bu Register’lar üzerinde tutar.32-bit işleme kapasitesi olan işlemcilerin kullandıkları Register bölümleri 32-bit olduğundan işlemleri tamamlamak için gerekli veriyi parçalara bölüp ancak öyle işlem yapabilirler. Hâlbuki 64-bitlik işlem yapan işlemciler Registerları daha büyük olduğundan veriyi bölmeden hesaplayabilirler, buda kullanıcıya daha hızlı cevap vermek anlamına gelir.

Ayrıca 32-bit’lik işlem yapan işlemcilerin adreslemeleri 4 GB ile sınırlıdır. Dolayısıyla 32-bit’lik işlemciler ancak ve ancak en fazla 4GB RAM bellek kullanabilirler. Gözle görülür can alıcı nokta budur.

Donanım tarafını bitirdikten sonra 32-bit veya 64-bitlik bit işlemciyi kullanabilmemiz için bir işletim sistemine ihtiyacımız vardır. Bu hepinizin yakından bildiği herhangi bir Windows işletim sistemi olabilir. Zaten halk arasında bilgisayara format attırmak dediğimiz tabir bilgisayara işletim sistemi yüklenmesidir. Windows XP işletim sistemi dâhil olmak üzere piyasada bulunan birçok işletim sisteminin her iki mimari için de sürümleri mevcuttur. Örneğin Windows 8 işletim sisteminin hem 32-bit hem de 64-bitlik sürümlerine ulaşabiliriz.

Donanımsal olarak son dönemde piyasaya sürülen tüm işlemciler 64-bit işlem yapabilmektedirler. Lakin gerekli 64-bitlik işletim sistemi üzerine kurulmadıkları takdirde bu bir işe yaramaz. Bu durumda sadece 32-bit’lik kısım kullanılmaktadır.

Biz son kullanıcılar için mevcut iki yapı arasındaki farkı anlamanın en kolay yolu RAM yani sanal bellek kapasitesine bakmaktır. 32 bitlik bir işletim sisteminde işlem başına tahsis edilmiş en fazla 2 GB’lık bir bellek alanına sahiptir ve en çok 4 gigabaytlık(GB) sistem belleğini destekler. 64 bitlik bir işletim sistemi 16 Tb ‘a kadar sanal belleği destekleme potansiyeline sahiptir. Buradan da farkı anlayabilirsiniz. Tabii ki piyasadaki her 64-bitlik işletim sistemi aynı sayıda maksimum sanal beleği desteklemez. Size bunu aşağıdaki tabloda özetlemeye çalışayım.

İşletim Sistemi
32-bit  Sürüm RAM Desteği
32-bit  Sürüm RAM Desteği
Windows 7 Ultimate
4GB
192GB
Windows 7 Home Premium
4GB
16GB
Windows 7 Basic
4GB
8GB
 
 
 

 

Şimdi donanım olarak 64 biti destekleyen işlemcimizin bulunduğu bilgisayarımıza 64 bitlik bir işletim sistemi kurduk. Peki, işimiz burada bitti mi? Tabii ki hayır. Bilgisayarımıza takılı olan tüm donanımların sürücülerinin de 64 bitlik olması gerekmektedir. Son dönemde hemen hemen her parçanın her işletim sistemi için her iki tipinde de gerekli donanım sürücüleri çıkmaktadır. Bu yüzden bir sürücü indirmeye kalktığımızda hangi tip için olduğunu seçmemiz gerekmektedir.
Yukarıda anlattıklarımdan sonra o zaman ben hangi sistemi tercih etmeliyim diyebilirsiniz. Benim sise tavsiyem şu yönde olacaktır. Artık 64 bit devri başlamıştır öyle ya da böyle önümüzdeki yıllarda hepimiz artık 64 bit kullanıyor olacağız lakin şu an için benim önerim eğer sizin makinanızda en fazla 4 GB RAM var ise tavsiyem 32-bitlik bir işletim sistemi kurmanız yönünde olacaktır. Çünkü farklı bir yol izlediğinizde performans artışı yerine düşüşü ile karşılaşırsınız. Eğer ana kartınız üzerinde gerekli RAM yuvaları varsa o zaman 4GB yerine daha fazla RAM kullanarak gerçekten bir performans artışı yakalayabilirsiniz. Özellikle yüksek hesaplama gerektiren alanlarda uğraşan kullanıcılar ( tasarım ve mimarlıkla vs. ) bu farkı anlayacaklardır.

10 Mayıs 2013 Cuma

Windows XP Gidiyor


Bu hafta sizlerle Windows XP işletim sistemi üzerine konuşmak istiyorum. Daha doğrusu artık yavaş yavaş yeni sürümleriyle değiştirilmesi gereken Windows XP üzerine. Evet, yanlış duymadınız bundan böyle artık Windows XP yok. Yeni sürümlerin yani Windows 7 ve Windows 8 işletim sistemlerinden sonra artık teknik olarak Microsoft Windows XP işletim sistemini istemiyor. Bu doğrultuda şirket tarafından yapılan yazılı açıklamada Windows XP için destek süresinin 8 Nisan 2014 olduğu açıklandı.

Şu anda dünya üzerinde en çok kullanılan Windows işletim sistemi olma özelliğine sahip olan Windows XP 2001 yılında bizlerle tanıştı. Ardından biz kullanıcılar tarafından çok sevildi ve güvenildi. Belki de Windows 2000’den sonra en çok güvendiğimiz Microsoft işletim sistemi oldu. Lakin kendisinden sonra Microsoft tarafından üç adet yeni işletim sistemi piyasaya sürüldü: Windows Vista, Windows 7 ve Windows 8. Ama Windows Vista birçok kişi için tam bir baş belası oldu. Her ne kadar kendisi birçok değişikliği getirse de henüz olgunlaşmamış olduğu için Windows 7 lanse edilene kadar pek sevilmedi. Ardından gelen Windows 7 hemen hemen Windows XP kadar sevildi ama teknolojik değişiklikler ve yeni gelişmeler ışığında tam oturamadan bizler Windows 8 ile tanıştırıldık. Şimdilerde ortaya çıkan tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar şirketleri değişime itti. Microsoft gibi büyük firmalar her ürün için farklı bir işletim sistemi bulundurmanın ne kadar sakıncalı olduğunu çok iyi bildikleri için, birçok farklı üründe çalışabilecek bir işletim sistemine ihtiyaç duydular ve sonunda karşımıza Windows 8 çıktı.

 Günümüzde sosyal medya, bulut bilişim ve ürünler arası iletişim günlük yaşantımızın içerisinde. Her an her şeyden haberdar olmak istiyoruz. Âmâ bize bunu Windows XP işletim sistemi veremiyor. Buna yapısı müsait değil. O yüzden de Microsoft bir yıl sonra bu üründen desteğini çekiyor.

Peki, nedir bu destek çekilmesi. Ne anlama geliyor, gelin ona bir bakalım. Bilgisayarınızda eğer internet bağlantısı var ise muhakkak ara sıra Bilgisayarınız risk altında lütfen gerekli güncellemeleri yapın şeklinde bir mesaj ile karşılaşmışsınızdır. Peki, bu mesajın altına yatan nedir. Her sistemde olduğu gibi Windows işletim sistemlerinde de bazı açıklar bulunabilir. Bunları yeni yaptırmış olduğunuz çatınızın lodostan yağan yağmurla beraber bir kiremidin altından içeriye çok az bir su sızdırması gibi düşünebilirsiniz. İşletim sistemlerinde bu açıklar bir virüsün bilgisayarınızı etkilemesi ya da herhangi bir programı kullanırken işletim sisteminin donup kalması gibi düşünebilirsiniz. İşte yazılım geliştiren firmalar bu tip açıkları kapatmak için yeni işletim sistemi yamaları üretirler ve bunları güncelleme olarak işletim sistemi kullanıcılarına verirler. Bu durumda önümüzdeki yıldan itibaren Microsoft Windows XP işletim sistemi için bu tip yamalarla uğraşmayacağını bizlere bildiriyor. Burada işin en tehlikeli tarafı yeni virüslere karşı sistemimiz açık kalacak olmasıdır ki, bunu da kimse istemez.

İşletim sistemi değiştirmek son kullanıcılar için o kadar sancılı olmasa da işletmeler için biraz sancılı olabilir. Kullanmakta olduğunuz birçok ürün yeni işletim sistemine uygun olmayabilir. Bunun için geçişten önce muhakkak kullandığınız programların Windows 8’e uyumlu olup olmadığına bakmanızı tavsiye ederim. En doğrusu da illaki 8 Nisan 2014 ‘ü beklemeden bu geçişleri yapmanızdır. Bu sizleri daha büyük sıkıntılardan kurtaracaktır.